
Güzel Ahlakı
Peygamberimiz (sav)'in çok güzel bir ahlaka sahip olduğunu Allah Kuran'da
bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:
Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun. Sen, Rabbinin nimetiyle bir
mecnun değilsin. Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır. Ve
şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin. Artık yakında göreceksin ve onlar
da görecekler. Sizden, hanginizin 'fitneye tutulup-çıldırdığını'. Elbette senin
Rabbin, kimin Kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir; ve kimin
hidayete erdiğini de daha iyi bilendir.
Allah bu ayette ayrıca Peygamberimiz (sav) için kesintisi olmayan bir ecir
olduğunu bildirmiştir. Bu, Hz. Muhammed (sav)'in daima güzel ahlak gösterdiğini,
takvadan hiçbir zaman ayrılmadığını gösteren bir bilgidir.
Peygamberimiz (sav)'in de "İmanın kemali, güzel ahlakladır"4 sözleriyle
belirttiği gibi, imanın en önemli alametlerinden biri güzel ahlaktır. Bu nedenle
güzel ahlakın en güzel örneklerini öğrenmek ve uygulamak önemli bir ibadettir.
Bu bölümde, Peygamber Efendimizin Kuran'da zikredilen güzel ahlak
özelliklerinden bazılarına yer verilecektir.
Peygamberimiz (sav) sadece kendisine vahyolunana uymustur
Peygamberimiz (sav)'in Kuran'da da çok kereler zikredilen en önemli
özelliklerinden biri, sadece Allah'ın indirdiğine uyması, insanların rızasını
gözetmeden, insanlardan çekinmeden sadece Allah'ın bildirdiklerini yapmasıdır.
Hatta, çağdaşı olan müşrikler ve diğer dinlerin mensupları Peygamberimiz (sav)'den
kendi çıkarlarına uygun hükümler getirmesini istemişlerdir. Bu kişiler sayıca ve
kuvvetçe daha üstün konumda olmalarına rağmen, Peygamberimiz (sav) Kuran'ı ve
Allah'ın hükümlerini daima büyük bir titizlik ve kararlılıkla korumuştur. Bir
ayette Allah, Peygamberimiz (sav)'in bu insanların ısrarlarına nasıl karşılık
verdiğini bizlere şöyle haber vermektedir:
Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda, Bizimle karşılaşmayı
ummayanlar, derler ki: "Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir." De ki:
"Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey
değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem,
gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım." De ki: "Eğer Allah dileseydi,
onu size okumazdım ve onu size bildirmezdi. Ben ondan önce sizin içinizde bir
ömür sürdüm. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?" (Yunus Suresi, 15-16)
Allah, kavminin bu tavırlarına karşılık Peygamberimiz (sav)'i birçok ayetiyle
uyarmıştır. Örneğin Maide Suresi'nde şöyle buyrulur:
Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona 'bir
şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse aralarında
Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve
tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık.
Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi
denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır.
Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir. Aralarında
Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına uyma. Allah'ın sana
indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtmamaları için diye onlardan sakın.
Şayet yüz çevirirlerse, bil ki, Allah bir kısım günahları nedeniyle onlara bir
musibeti tattırmak istemektedir. Şüphesiz, insanların çoğu fasıklardır. (Maide
Suresi, 48-49)
Peygamberimiz (sav) de Allah'ın kendisine indirdiğinden başkasına uymayacağını
büyük bir kararlılıkla kavmine tekrarlamıştır. Peygamberimiz (sav)'in bu üstün
ahlakını haber veren bir ayet şöyledir:
De ki: "Size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve
ben size bir meleğim de demiyorum. Ben, bana vahyedilenden başkasına uymam." De
ki: "Kör olanla, gören bir olur mu? Yine de düşünmeyecek misiniz?" (Enam Suresi,
50)
Peygamberimiz (sav)'in, Allah yolunda kararlı ve sebatlı olması ile hak din, en
güzel ve en doğru şekliyle insanlara bildirilmiştir. İnsanların büyük bir bölümü
ile kıyas yapmak Peygamberimiz (sav)'in bu üstünlüğünün daha da iyi
anlaşılmasına vesile olacaktır. Günümüzde de geçmişte de insanların büyük bir
bölümü zaaflara, hırslara, tutku dolu isteklere sahiptirler. Büyük bir çoğunluğu
ise dini kabul etmelerine rağmen bu zayıflıklarına yenilirler. Zaaf ve
tutkularını terk etmek yerine dinin hükümlerinden tavizler verirler. Örneğin
dostlarının, eşlerinin, akrabalarının ne diyeceğinden çekinerek dinin bazı
hükümlerini yerine getirmezler. Veya dine uymayan bazı alışkanlıklarını terk
edemezler. Bu nedenle, dini kendi çıkarlarına göre yorumlar, kendilerine uyan
hükümlerini kabul eder, diğerlerini görmezden gelirler.
Peygamberimiz (sav) ise, bu tür insanların isteklerine hiçbir zaman taviz
vermemiş, Allah'ın indirdiğini hiçbir değişikliğe uğratmadan, hiç kimsenin
çıkarını hesap etmeden, sadece Allah'tan korkup sakınarak Kuran'ı insanlara
tebliğ etmiştir. Allah, Peygamber Efendimizin bu takva özelliğini Kuran'da şöyle
bildirmektedir:
Battığı zaman yıldıza andolsun; Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı
ve azmadı. O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. O (söyledikleri),
yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir. Ona (bu Kuran'ı) üstün (oldukça çetin)
bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir. (Necm Suresi, 1-5)
Ve bilin ki Allah'ın Resûlü içinizdedir. Eğer o, size birçok işlerde uysaydı,
elbette sıkıntıya düşerdiniz. Ancak Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde
süsleyip-çekici kıldı ve size inkarı, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte
onlar, doğru yolu bulmuş (irşad) olanlardır. (Hucurat Suresi, 7)
Peygamberimiz (sav)'in tüm alemlere örnek olan tevekkülü
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'le ilgili olarak anlatılan olaylarda onun tevekkülü
ve Allah'a teslimiyeti açıkça görülmektedir. Örneğin Peygamberimiz (sav)'in,
Mekke'den çıktıktan sonra arkadaşı ile birlikte gizlendiği bir mağaradaki
sözleri tevekkülünün en güzel örneklerinden biridir. Ayette şöyle
bildirilmektedir:
Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir. Hani
kafirler ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada
olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle
beraberdir." Böylece Allah O'na 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, O'nu
sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkar edenlerin de kelimesini (inkar
çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, yüce olandır. Allah üstün ve
güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 40)
Peygamberimiz (sav) hangi koşullarda olursa olsun, daima Allah'a teslim olmuş,
O'nun yarattığı herşeyde bir hayır ve güzellik olduğunu bilmiştir. Kuran'da
Peygamberimiz (sav)'e, kavmine söylemesi bildirilen şu sözler de bu tevekkülün
bir göstergesidir:
Sana iyilik dokunursa, bu onları fenalaştırır, bir musibet isabet edince ise: "Biz
önceden tedbirimizi almıştık" derler ve sevinç içinde dönüp giderler. De ki: "Allah'ın
bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim
Mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi,
50-51)
Peygamberimiz (sav), tevekkülü ile tüm Müslümanlara örnek olmuş ve insanın
Allah'tan gelecek bir şeyi değiştirmeye asla güç yetiremeyeceğini şöyle
hatırlatmıştır:
"Bir nefse takdir edilmiş şey mutlaka olur."5
"... Bir şey isteyince Allah'tan iste. Yardım talep edeceksen Allah'tan yardım
dile. Zira kullar, Allah'ın yazmadığı bir hususta sana faydalı olmak için
biraraya gelseler, bu faydayı yapmaya muktedir olamazlar. Allah'ın yazmadığı bir
zararı sana vermek için biraraya gelseler, buna da muktedir olamazlar."6
Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uyan her müminin de, musibet gibi görünen
olayları onun gibi tevekküllü karşılaması, herşeyde bir hayır ve güzellik
olduğuna iman etmesi gerekir. Şunu da unutmamak gerekir ki, Allah'ın en takva
kullarından biri olan Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), çok büyük zorluklarla ve
şedid olaylarla denenmiştir.
Herşeyden önce tebliğ yaptığı kavimde her türlü zorluğu çıkarmaya hazır olan
insanlar bulunmaktadır: İki yüzlü davranarak Peygamberimiz (sav)'e tuzak kurmaya
çalışanlar, atalarının dinini değiştirmeyi kabul etmeyen müşrikler, peygamberden
nefislerine uygun ayet getirmesini isteyenler, Peygamberimiz (sav)'i öldürmek,
sürmek veya tutuklamak isteyenler ve daha birçokları sürekli olarak
Peygamberimiz (sav)'e zorluk çıkarmaya çalışmışlardır.
Peygamberimiz (sav) inkarcıların bu tavırlarına daima sabretmiş, büyük bir
kararlılıkla Allah'ın dinini tebliğ etmiş ve Müslümanları tehlikelerden
koruyarak onları Kuran ile eğitmiştir. Onun bu azminin, başarısının ve
cesaretinin temelinde Allah'a olan güçlü imanı, tevekkülü ve teslimiyeti
yatmaktadır. Peygamberimiz (sav), mağarada olduğu gibi her durumda Allah'ın
kendisi ile birlikte olduğunu bilmiş, her olayı Allah'ın yarattığına ve
Rabbimizin herşeyi en güzel ve en hayırlı şekli ile sonuçlandıracağına iman
etmiştir. Peygamberimiz (sav)'in şu hadis-i şerifi onun herşeyde hayır gören
tevekkülüne bir örnektir:
"Mümin kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır. Zira her işi onun için bir hayırdır.
Bu durum, sadece mümine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı bir şey
gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır."7
Peygamber Efendimiz bu inancı ile olaylar karşısında elinden gelen tüm çabayı
göstermiş ancak sonucun Allah'a ait olduğunu her zaman bilerek, O'na dayanıp
güvenmiştir. Allah, onun bu güzel tevekkülü karşısında onu daima güçlü ve
başarılı kılmıştır.
Allah, zorluk çıkaranlara karşı Peygamberimiz (sav)'e tevekkül etmesini
bildirmiştir ve Peygamberimiz (sav) de hayatı boyunca Rabbimizin bu emrine uygun
olarak davranmıştır. Ayette şöyle buyrulur:
"Tamam-kabul" derler. Ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup,
karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda
kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir ve Allah'a tevekkül et. Vekil
olarak Allah yeter. (Nisa Suresi, 81)
Konu ile ilgili başka bir ayette de şöyle buyrulmaktır.
Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte,
kendimi Allah'a teslim ettim." Ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: "Siz de
teslim oldunuz mu?" Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir. Fakat
yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir. Allah, kulları
hakkıyla görendir. (Al-i İmran Suresi, 20)
Peygamberimiz (sav) bir sözünde ise tevekkül edenlerin görecekleri karşılığı
şöyle bir örnekle açıklamıştır:
"Siz Allah'a hakkı ile tevekkül etseniz kuşlar gibi rızıklanırdınız. Onlar aç
gider, tok dönerler."8
Müminler için en güzel örnek Peygamberimiz (sav)'in sözleri ve tavırlarıdır. Bu
nedenle, herhangi bir zorlukla, nefsinin hoşlanmadığı bir durumla karşılaşan her
mümin, Kuran ayetlerini, herşeyi yaratanın Allah olduğunu düşünerek, Peygamber
Efendimizin tevekkülünü örnek almalı, her olayda Allah'ın yarattığı kadere
teslim olduğunu zikretmelidir.
Peygamberimiz (sav) insanlardan hiçbir karşılık beklemeden, sadece Allah'ın
hoşnutluğunu aramıştır
Islam dininin en temel özelliklerinden biri, insanın tüm yaşamını Allah korkusu
üzerine bina etmesi ve tüm ibadetlerini de yalnızca Allah'ın rızasını, rahmetini
ve cennetini kazanmak için yapmasıdır. Allah bir ayetinde müminlere "De ki: "Şüphesiz
benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır"
şeklinde buyurmaktadır. (Enam Suresi, 162)
Kuran'da, "Ancak tevbe edenler, ıslah edenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve
dinlerini katıksız olarak Allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar
mü'minlerle beraberdirler. Allah mü'minlere büyük bir ecir verecektir" (Nisa
Suresi, 146) ayetiyle de müminlere, dini sadece Allah için, başka hiçbir amaç
katmaksızın yaşamaları emredilmiştir. Bir kimsenin Allah'a sımsıkı sarılması,
Allah'tan başka bir ilah olmadığını bilerek, hayatını yalnızca O'nu razı etmeye
adaması ve her ne olursa olsun Allah'a olan sadakatinden vazgeçmemesi o kişinin
ihlas sahibi olduğunu gösterir.
İhlas sahibi bir mümin, yaptığı işler ve ibadetlerle Allah'ın dışında bir
başkasının sevgisini, hoşnutluğunu, takdirini, ilgi ve beğenisini elde etmeye
çalışmaz. İhlas sahibi müminlere en güzel örnek Hz. Muhammed (sav) ve diğer
peygamberlerdir.
Peygamber Efendimiz, sadece Allah'ın hoşnutluğunu aramış, hiçbir çıkar veya
dünyevi bir kazanç düşünmeden, hayatı boyunca Allah'ın rızasını, rahmetini ve
cennetini kazanmak için çaba göstermiştir.
De ki: "Ben, buna karşı sizden bir ücret istemiyorum ve (kendiliğinden) bir
yükümlülük getirenlerden de değilim." (Sad Suresi, 86)
De ki: "Ben sizden bir ücret istemişsem, artık o sizin olsun. Benim ecrim (ücretim),
yalnızca Allah'a aittir. O, herşeye şahid olandır." (Sebe Suresi, 47)
Peygamberimiz (sav)'in zorluklar karşısındaki güzel sabrı
Hz. Muhammed (sav), peygamberliği boyunca daha önce de belirtildiği gibi, türlü
zorluklarla karşılaşmıştır. Kavminden inkar edenler ve müşrikler ona karşı son
derece incitici sözler söylemişler, hatta büyücü veya delidir demişler, bazıları
da Peygamberimiz (sav)'i öldürmek dahi istemiş ve bunun için planlar kurmuştur.
Buna rağmen, Peygamberimiz (sav) her kültürden ve karakterden insanı eğitmeye,
onlara Kuran'ı, dolayısıyla güzel ahlakı, güzel tavrı öğretmeye çalışmıştır.
Kuran ayetlerinde bildirildiği gibi, bazı kişiler en temel görgü kurallarından
dahi habersiz oldukları için Peygamberimiz (sav) gibi ince düşünceli, üstün
ahlaklı bir insana sıkıntı verebileceklerini düşünmemişlerdir. Peygamberimiz (sav)
ise tüm bunlara karşı büyük bir sabır göstermiş, her durumda Allah'a yönelerek
Allah'ın yardımını istemiş ve müminlere de sabrı ve tevekkülü tavsiye etmiştir.
Allah, Kuran'da Peygamber Efendimize birçok ayeti ile, inkar edenlerin
söylediklerine karşı sabırlı olmasını şöyle tavsiye etmektedir:
Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan
önce ve batışından önce hamd ile tesbih et. (Kaf Suresi, 39)
Onların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz 'izzet ve gücün' tümü Allah'ındır. O,
işitendir, bilendir. (Yunus Suresi, 65)
Andolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını
biliyoruz. (Hicr Suresi, 97)
Şimdi onların: "Ona bir hazine indirilmeli veya onunla birlikte bir melek
gelmeli değil miydi?" demeleri dolayısıyla göğsün daralıp sana vahyolunanlardan
bir kısmını terk mi edeceksin? Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah herşeye
vekildir. (Hud Suresi, 12)
Peygamberimiz (sav)'in nelere sabır göstererek üstün bir ahlak sergilediğini
düşünen müminlerin karşılaştıkları olaylarda kendilerine onu örnek almaları
gerekir. Nefislerine ters düşen en küçük bir olayda ümitsizliğe kapılanlar, en
küçük bir itirazda tahammülsüzlük gösterenler, Allah'ın dinini anlatmaktan
vazgeçenler ya da yaptıkları ticarette başarısız olunca mutsuz olanlar, bu
tavırlarının Allah'ın Kitabı'na ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uygun
olmadığını bilmelidirler. İman edenler, her olayda sabır gösterip, Allah'ı vekil
tutup O'na hamd ederek, Peygamberimiz (sav) gibi üstün bir ahlak göstermeli ve
Rabbimizin rızasını, rahmetini ve cennetini ummalıdırlar.
Peygamberimiz (sav) yanındakilere daima hoşgörülü davranmıştır
Daha önce de belirtildiği gibi Peygamberimiz (sav)'in yanında her karakterden,
her düşünceden insan vardı. Ancak Peygamberimiz (sav) hayatı boyunca her biri
ile tek tek ilgilenmiş, her birinin eksiklerini ve hatalarını düzeltmek için
onları uyarmış, temizliklerinden imanlarına kadar onları her türlü konuda
eğitmeye çalışmıştır. Onun bu şefkatli, hoşgörülü, anlayışlı ve sabırlı tavrı,
birçok insanın kalbinin dine ısınmasına ve Peygamberimiz (sav)'e büyük bir
içtenlik ve sevgi ile bağlanmalarına vesile olmuştur. Allah, Peygamber
Efendimizin çevresindekilere gösterdiği bu güzel tavrını Kuran'da şöyle
bildirmektedir:
Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı
yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla,
onlar için bağışlanma dile
(Al-i İmran Suresi, 159)
Allah bir başka ayetinde ise Peygamberimiz (sav)'e çevresindekilere karşı nasıl
davranması gerektiğini şöyle bildirmiştir:
Biz onların neler söylediklerini daha iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir
zorba değilsin; şu halde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur'an ile öğüt
ver. (Kaf Suresi, 45)
Peygamberimiz (sav), çevresindekilere dini zor kullanarak veya şart koşarak
kabul ettirmeye çalışmamış her türlü durumda güzellikle anlatmıştır.
Peygamberimiz (sav) güçlü vicdanı ile ümmetini her yönüyle sahiplenmiş, onlara
her konuda bir velinimet olmuştur. Bu özelliklerinden dolayı Peygamberimiz (sav)
Kuran'ın birçok ayetinde "sahibiniz" (arkadaş, sıkı dost, sahip) olarak
zikredilir. (Sebe Suresi, 46/Necm Suresi, 2/ Tekvir Suresi, 22)
Peygamberimiz (sav)'in bu vicdanlı tavrını takdir edip anlayabilen müminler de,
onu kendilerine herkesten çok daha yakın görmüşler ve onu kendi nefislerinden
çok daha üstün tutmuşlardır. Bir ayette Allah bunu şöyle bildirir:
Peygamber, mü'minler için kendi nefislerinden daha evladır ve onun zevceleri de
onların anneleridir
(Ahzab Suresi, 6)
Büyük İslam alimi İmam Gazali, hadis alimlerinden derlediği bilgiler ile
Peygamber Efendimizin çevresindekilere karşı tutumunu şöyle özetlemiştir:
"... Huzurunda oturan herkese mübarek yüzünden nasibini verir, iltifat buyururdu.
Bu yüzden huzurundaki herkes onun nezdinde kendisinden daha değerlisi olmadığı
düşüncesine kapılırdı. Evet onun oturuşu, dinleyişi, sözleri, güzel latifeleri
ve teveccühü hep nezdinde oturanlar içindi. Bununla birlikte onun meclisi haya,
tevazu ve emniyet meclisiydi.
... Kendilerine ikram ve gönüllerini hoş tutmak için sahabelerini künyeleri ile
çağırır, künyesi olmayanlara künye bularak onunla hitap ederdi.
Öfkelenmekten son derece uzak ve bir şeye çabucak rıza gösterendi. İnsanlara
karşı insanların en şefkatlisiydi. Öyle ya, insanların en hayırlısı insanlara
hayrı dokunan, insanların en yararlısı da insanlara faydalı olandır."9
Peygamberimiz (sav)'in çevresindekileri dine bağlayan ve kalplerini imana
ısındıran insan sevgisi, ince düşüncesi ve şefkati, tüm Müslümanların önemle
üzerinde durmaları gereken bir ahlak üstünlüğüdür.
Peygamberimiz (sav)'in tüm insanlığa örnek adaleti
Allah Kuran'da müminlere "Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar)
ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse
adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın" (Nisa Suresi, 135) şeklinde
buyurmaktadır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), hem Müslümanlar arasında
verdiği hükümler, hem diğer din, dil, ırk ve kavimlerden olan kişilere karşı
adil ve hoşgörülü tutumu, hem de Allah'ın ayetinde bildirdiği gibi zengin, fakir
ayırmaksızın herkese eşit davranmasıyla tüm insanlar için çok büyük bir örnektir.
Allah bir ayetinde Resulüne şöyle buyurmaktadır:
Onlar, yalana kulak tutanlardır, haram yiyicilerdir. Sana gelirlerse aralarında
hükmet veya onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiçbir
şeyle kesin olarak zarar veremezler. Aralarında hükmedersen adaletle hükmet.
Şüphesiz, Allah, adaletle hüküm yürütenleri sever. (Maide Suresi, 42)
Peygamberimiz (sav) böylesine zorlu bir kavmin içinde dahi, Allah'ın emrine
uymuş ve hiçbir zaman adaletten taviz vermemiştir. Daima "Rabbim adaletle
davranmayı emretti
" (Araf Suresi, 29) diyerek her devirde tüm insanlara örnek
olmuştur.
Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliği süresince adil tutumuna örnek teşkil eden
birçok olay yaşanmıştır. Peygamberimiz (sav)'in yaşadığı coğrafyada çok çeşitli
din, dil, ırk ve kabileden insan birarada yaşıyordu. Bu toplulukların birarada
huzur ve güven içinde yaşamaları, aralarına nifak sokmaya çalışanların etkisiz
bırakılmaları çok zordu. En küçük bir sözden veya tavırdan hemen bir grup
diğerine karşı öfkelenip saldırabiliyordu. Ancak Peygamberimiz (sav)'in adaleti,
Müslümanlar için olduğu kadar bu topluluklar için de bir huzur ve güvence
kaynağı olmuştur. Asr-ı Saadet döneminde Arabistan Yarımadasında Hıristiyan,
Musevi, putperest, ayırt etmeksizin herkese adil davranılmıştır. Peygamberimiz (sav)
Allah'ın "Dinde zorlama (ve baskı) yoktur
" (Bakara Suresi, 256) ayetine uyarak,
herkese hak dini anlatmış ancak seçimlerini yapmak konusunda serbest bırakmıştır.
Allah, Peygamberimiz (sav)'e bir başka ayetinde de, farklı dinlerden insanlara
karşı nasıl bir adalet ve uzlaşma içinde olması gerektiğini şöyle bildirmiştir:
Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun gibi doğru bir istikamet
tuttur. Onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Ve de ki: Allah'ın indirdiği
her kitaba inandım. Aranızda adaletli davranmakla emrolundum. Allah, bizim de
Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz
sizindir. Bizimle aranızda 'deliller getirerek tartışma (ya, huccete gerek)'
yoktur. Allah bizi biraraya getirip-toplayacaktır. Dönüş O'nadır." (Şura Suresi,
15)
Peygamberimiz (sav)'in Kuran ahlakına uyarak gösterdiği bu güzel tavrı, bugün
farklı dinlerden insanların birbirlerine karşı tutumları konusunda örnek
olmalıdır.
Peygamberimiz (sav)'in adaleti, farklı ırklardan insanlar arasında da uzlaşma
sağlamıştır. Peygamberimiz (sav) birçok konuşmasında, hatta Veda Hutbesinde de
ırklara göre bir üstünlük olamayacağını, Allah'ın ayetinde haber verdiği gibi "üstünlüğün
takvaya göre olacağını" bildirmiştir. Ayette şöyle buyrulmaktadır:
Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve
birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık.
Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil)
takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat
Suresi, 13)
Peygamberimiz (sav) ise iki ayrı hadisinde şöyle buyurmuştur:
"Ey insanlar! Hepiniz Adem'in çocuklarısınız. Adem ise topraktan yaratılmıştır.
İnsanlar muhakkak ve muhakkak ırklarıyla övünmeyi bırakmalılar."10
"Sizin şu soyunuz-sopunuz kimseye üstünlük ve kibir taslamaya vesile olacak şey
değildir. (Ey insanlar)! Hepiniz Adem'in çocuklarısınız. Hepiniz bir ölçek
içindeki birbirine müsavi buğday taneleri gibisiniz
Halbuki, hiç kimsenin
kimseye din ve takva müstesna üstünlüğü yoktur. Kişiye kötü olması için;
başkalarını yermesi, küçük görmesi, cimri, kötü huylu, had ve hududu aşmış
olması yeter."11
Peygamberimiz (sav) Veda Hutbesi'nde de Müslümanlara şöyle seslenmişti:
"Soylarla övünülmez. Araplar, Arap olduklarından Acemlerden; Acemler de, Acemi
olduklarından Araplardan üstün sayılamazlar. Çünkü Allah katında en yüce
olanınız, ona karşı gelmekten en fazla kaçınanınız (en takvalınız)dır."12
Arap Yarımadasının güney kısmındaki Hıristiyan Necran Halkı ile yapılan bir
antlaşma da Peygamber Efendimizin adaletine çok güzel bir örnek teşkil
etmektedir. Bu antlaşmanın maddelerinden biri şöyledir:
"Necranlıların ve maiyetindekilerin canları, malları, dinleri varları ve yokları,
aileleri, kiliseleri ve sahip olduları herşey Allah'ın ve Allah'ın Peygamberinin
güvencesi (himayesi) altına alınacaktır."13
Peygamberimiz (sav)'in Hıristiyan, Yahudi ve müşrik topluluklarla imzaladığı
Medine Vesikası da önemli bir adalet örneğidir. Farklı inançlara sahip
topluluklar arasında adaletin sağlanması ve her topluluğun çıkarlarının
gözetilmesi için hazırlanan bu vesika sayesinde yıllarca düşmanlık içinde
yaşayan topluluklara barış getirilmiştir. Medine Vesikası'nın en belirgin
özelliklerinden biri inanç özgürlüğü sağlamasıdır. Bu konu ile ilgili madde
şöyledir:
"Ben-i Avf Yahudileri, müminlerle beraber aynı ümmettirler, Yahudilerin dinleri
kendilerine, Müslümanların dinleri de kendilerinedir."14
Medine Vesikasının 16. maddesinde ise, "Bize tabi olan Yahudiler, hiçbir
haksızlığa uğramaksızın ve düşmanlarıyla da yardımlaşmaksızın, yardım ve
desteğimize hak kazanacaklardır"15 diye bildirilmiştir. Peygamberimiz (sav)'den
sonra da sahabeleri Peygamberimiz (sav)'in antlaşmaya koydurduğu bu hükme sadık
kalmışlar ve aynı hükmü, Berberi, Budist, Brahman ve benzeri inançlara sahip
kişiler için de uygulamışlardır.16
Asr-ı Saadet döneminin barış, huzur ve güvenlik içinde geçmesinin en önemli
nedenlerinden biri, Kuran ahlakına uyan Peygamberimiz (sav)'in adaletli
tutumudur.
Peygamberimiz (sav)'in adaleti, Müslüman olmayan kişilerde de bir güven duygusu
uyandırmıştır ve müşriklerden dahi Peygamberimiz (sav)'in himayesi altına girmek
isteyenler olmuştur. Allah Kuran'da müşriklerin bu taleplerini bildirmiş ve aynı
zamanda Peygamberimiz (sav)'e bu kişilere karşı nasıl davranması gerektiğini de
vahyetmiştir:
"Eğer müşriklerden biri, senden 'eman (himaye) isterse', ona eman ver; öyle ki
Allah'ın sözünü dinlemiş olsun, sonra onu 'güvenlik içinde olacağı yere ulaştır'
Şu halde o (anlaşmalı olanlar), size karşı (doğru) bir tutum takındıkça, siz de
onlara karşı doğru bir tutum takının. Şüphesiz Allah, muttaki olanları sever." (Tevbe
Suresi, 6-7)
Günümüzde de, dünyanın dört bir yanında meydana gelen çatışmaların, kavgaların,
huzursuzlukların tek çözümü Kuran ahlakına uymak ve Peygamberimiz (sav) gibi din,
dil veya ırk ayrımı gözetmeksizin, adaletten hiçbir zaman ayrılmamaktır.
Peygamberimiz (sav)'e itaat eden Allah'a itaat etmiş olur
Allah, tüm insanları gönderdiği elçilere uymakla ve onlara itaat etmekle sorumlu
tutmuştur. Elçiler, Allah'ın emirlerini yerine getiren, insanlara Allah'ın
vahyini ileten ve hal ve tavırlarıyla, konuşmalarıyla, kısacası tüm hayatlarıyla
insanlara Allah'ın en hoşnut olacağı insan modelini ve hayatın nasıl yaşanması
gerektiğini gösteren mübarek insanlardır. Allah Kuran'da elçilerine uyanların
kurtuluşa ereceklerini bildirmiştir. Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'e itaat,
önemli bir ibadettir. Allah itaat konusunun önemini Kuran'da şöyle haber verir:
Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden
başka bir şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana
gelip Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi,
elbette Allah'ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı. (Nisa Suresi,
64)
Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimet
verdiği peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle
beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar? (Nisa Suresi, 69)
Kuran'ın birçok ayetinde ise, peygamberlere itaat edenlerin aslında Allah'a
itaat etmiş oldukları bildirilir. Elçilere başkaldıranlar ise, gerçekte Allah'a
karşı gelmişlerdir. Bu ayetlerden bazıları şöyledir:
Kim Resul'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz
çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik. (Nisa Suresi, 80)
Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli,
onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak
kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahdine vefa gösterirse,
artık O da, ona büyük bir ecir verecektir. (Fetih Suresi, 10)
Peygamberimiz (sav) de, hadis-i şeriflerinde itaatin önemini hatırlatmış ve
şöyle buyurmuştur:
"Kim bana itaat ederse, muhakkak ki Allah'a itaat etmiştir. Kim de bana isyan
ederse muhakkak ki Allah'a isyan etmiştir."17
Allah, Kuran'da Peygamberimiz (sav)'in müminler için bir koruyucu ve yönetici
olduğunu bildirmektedir. Bu nedenle Müslümanlar her konuda Peygamberimiz (sav)'e
danışır, onun fikrini ve rızasını alarak bir işe başlarlardı. Ayrıca aralarında
anlaşmazlığa düştükleri konularda, çözüm bulamadıklarında veya ümmetin
güvenliğine, sağlığına, ekonomik durumuna yönelik bir haber öğrendiklerinde
bunları da hemen Peygamberimiz (sav)'e iletir ve ondan en hayırlı ve güvenli
çözüm veya yöntemi öğrenerek uygularlardı.
Bu, Allah'ın Kuran'da müminlere emrettiği çok önemli bir ahlaktır. Örneğin Allah
bir ayetinde, tüm haberlerin peygambere veya onun kendisine vekil kıldığı
kişilere iletilmesini emretmektedir. Ayette şöyle buyrulur:
Kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler. Oysa
bunu peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı,
onlardan 'sonuç-çıkarabilenler' onu bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve
rahmeti olmasaydı, azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz. (Nisa Suresi, 83)
Bu elbette ki birçok hayrı ve hikmeti olan bir emirdir. Herşeyden önce
Peygamberimiz (sav)'in her emri ve hükmü Allah'ın koruması altındadır.
Dolayısıyla verdiği kararlar daima hayır olur. Ayrıca Peygamberimiz (sav)
ümmetin en akıllı ve hikmetli kişisidir. İnsan her işinde doğal olarak en ehil,
en yüksek akla ve vicdana sahip olan, en çok güvendiği ve emin olduğu kişiye
danışmak, bir haberi sonuç çıkarması için ona götürmek ister.
Peygamberimiz (sav)'in tüm bu özelliklerinin yanında, bütün haberlerin tek bir
kişide toplanmasının bir hikmeti de, bu haberlerin bütününden daha akılcı ve
sağlıklı yorumlar yapılabilecek olmasıdır. Allah bir başka ayetinde ise,
müminlerin aralarındaki anlaşmazlıklarda Peygamberimiz (sav)'i hakem tutmalarını
bildirmiştir. Bu tür çözümsüzlüklerin hemen Peygamberimiz (sav)'e iletilmesi
Allah'ın emridir ve bu nedenle de akla, vicdana ve adaba uygun olandır. Ayrıca,
Peygamberimiz (sav)'in verdiği hükme gönülden ve hiçbir kuşkuya kapılmadan itaat
etmek son derece önemlidir. Onun verdiği karar o insanın çıkarları ile çelişse
de, gerçekten iman edenler bu durumdan hiçbir burukluk duymaz ve hemen razı
olarak peygamberin hükmüne itaat ederler. Allah bu önemli itaat özelliğini
Kuran'da şöyle bildirmiştir:
Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem
kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir
teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar. (Nisa Suresi, 65)
Peygamberimiz (sav)'in tüm kararlarının daima Allah'ın koruması altında olduğunu
fark edemeyen bazı zayıf imanlı ya da ikiyüzlü kişiler, Peygamberimiz (sav)'in
her konudan haberdar olarak bilgilendirilmesine karşı çıkmış ve bu konuda fitne
çıkarmaya çalışmışlardır. Bu durumun bildirildiği ayet şöyledir:
İçlerinden Peygamberi incitenler ve: "O (her sözü dinleyen) bir kulaktır"
diyenler vardır. De ki: "O sizin için bir hayır kulağıdır. Allah'a iman eder,
mü'minlere inanıp-güvenir ve sizden iman edenler için bir rahmettir. Allah'ın
elçisine eziyet edenler... Onlar için acı bir azab vardır." (Tevbe Suresi, 61)
Bu kişiler imanın özünü kavrayamadıkları ve Peygamberimiz (sav)'i takdir edip
tanıyamadıkları için onun herşeyden haberdar olmasını cahiliye zihniyeti ile
değerlendirmişlerdir. Çünkü cahiliye insanları sahip oldukları bilgileri hayır,
güzellik, insanların iyiliği ve güvenliği için kullanmazlar. Onlar bunu ancak
dedikodu ve fitne için kullanır, insanları birbirine düşürmeye, tuzaklar kurmaya
çalışırlar. Oysa, Peygamberimiz (sav) kendisine gelen her haberle hem
Müslümanların hem de koruması altındaki diğer insanların güvenliğini, sağlığını,
huzurunu sağlamış, olası tehlikeleri bertaraf ederek, müminlere kurulan
tuzakları bozmuş, iman zaafiyeti içinde olanları tespit ederek onların
imanlarını güçlendirecek önlemler almış, müminleri zayıflatacak, şevklerini
kıracak tüm ihtimallerin önünü kesmiş, müminlere güzellik ve hayır getirecek
türlü yöntemler belirlemiştir. Bu nedenle Allah ayetlerde onun, "bir hayır
kulağı" olduğunu bildirmiştir. Peygamberimiz (sav)'in her sözü, her kararı, her
önlemi müminlere ve aslında tüm insanlara hayır ve güzellik getirmiştir.
Peygamberimiz (sav) insanları vicdanlarını etkileyecek şekilde hikmetle uyarıp
korkutmuştur
Peygamber Efendimiz, kendisine Kuran vahyedildikten itibaren hayatı boyunca
insanları Allah'ın dinine çağırmış, onlara doğru yolu göstererek rehberlik
etmiştir. Kuran'ın bir ayetinde Peygamberimiz (sav)'in şöyle hitap etmesi
bildirilir:
De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana
uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim." (Yusuf Suresi,
108)
Kuran ayetlerinden anlaşıldığı üzere Peygamberimiz (sav) insanları uyarıp
korkuturken ve onlara Kuran'ı, güzel ahlakı öğretirken birçok zorluklarla
karşılaşmıştır. Herkes hidayet ehli olmadığı için, kıskançlığından, kininden,
öfkesinden dolayı Peygamberimiz (sav)'e zorluk çıkaranlar, söylediği sözü
kavrayamayanlar, anladığı halde ağırdan alanlar, Peygamberimiz (sav)'in
söylediklerine inandım dediği halde gerçekte inanmayıp iki yüzlü davrananlar ve
benzeri kötü ahlak gösterenler olmuştur. Peygamberimiz (sav) bunlara rağmen
hiçbir zaman yılmadan dini anlatmaya büyük bir kararlılıkla devam etmiştir. Bu
kişilerin tavırları bir ayette şöyle açıklanır:
Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında "inandık"
derler, kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı
parmak uçlarını ısırırlar. De ki: "Kin ve öfkenizle ölün." Şüphesiz Allah,
sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (Al-i İmran Suresi, 119)
Peygamberimiz (sav)'in, münafıklara karşı tavrı ve kararlılığı ise ayette şöyle
bildirilir:
Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilen dolayısıyla sevinirler; fakat (Müslümanların
aleyhinde birleşen) gruplardan, onun bazısını inkar edenler vardır. De ki: "Ben,
yalnızca Allah'a kulluk etmek ve O'na ortak koşmamakla emrolundum. Ben ancak
O'na davet ederim ve son dönüşüm O'nadır." (Rad Suresi, 36)
Peygamberimiz (sav) münafıkları uyarmaya devam etmiş, dine ve kendisine karşı
düşmanlık beslemelerine rağmen belki vazgeçerler ve hidayet bulurlar diye onlara
dini en etkili şekilde anlatmıştır. Münafıkların Peygamberimiz (sav)'in
anlattıklarına karşı gösterdikleri tavır ise Nisa Suresi'nde şöyle haber verilir:
Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri
görmedin mi? Bunlar, tağut'un önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar
onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak
ister. Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde, o
münafıkların senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün. (Nisa Suresi,
60-61)
Münafıkların bu iki yüzlü tavırlarına rağmen Peygamberimiz (sav) onlara öğüt
vermiş, onların vicdanlarını etkileyerek, doğruyu görmelerini sağlayacak şekilde
onlarla konuşmuştur. Bir ayette şöyle buyrulur:
İşte bunların, Allah kalplerinde olanı bilmektedir. O halde sen, onlardan yüz
çevir, onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz
söyle. (Nisa Suresi, 63)
Kendisine düşman olan insanlara öğüt vermek, hatalarını açıkça söyleyerek onları
doğru yola çağırmak elbette ki güç bir sorumluluktur. Ancak, Peygamberimiz (sav)
gibi Allah'a dayanıp güvenen, hidayeti verenin Allah olduğunu bilen, insanlardan
değil sadece Allah'tan korkup sakınan bir insan için, her işte olduğu gibi bunda
da Allah'ın yardımı ve kolaylıklar vardır.
Allah Kuran'da birçok ayetinde sapıklık içinde olan insanları doğru yola iletmek,
onları arındırmak ve onlara ayetlerini öğretmek için elçilerini gönderdiğini
bildirmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi Peygamberimiz (sav) Allah'ın
kendisine verdiği bu sorumluluğu büyük bir sabır, şevk ve kararlılıkla hayatı
boyunca sürdürmüştür. Vefatına çok yakın bir zaman kala yaptığı Veda Hutbesi'nde
dahi Müslümanları eğitmeye ve onlara öğüt vermeye devam etmiştir.
Allah'ın Peygamberimiz (sav)'e verdiği bu güzel sorumluluklar ayetlerde şöyle
bildirilir:
Öyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size
Kitap ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir elçi gönderdik.
(Bakara Suresi, 151)
Andolsun ki Allah, müminlere, içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber
göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları
arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık
bir sapıklık içindeydiler. (Al-i İmran Suresi, 164)
O, ümmîler içinde, kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları
arındırıp-temizleyen ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir.
Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içinde idiler. (Cuma
Suresi, 2)
Allah bir ayetinde, Peygamberimiz (sav)'in öğütlerinin, hatırlatma ve
uyarılarının inananlar için "hayat verecek şeyler" olduğunu bildirmektedir.
Ayette şöyle buyrulmaktadır:
Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'a ve
Resûlü'ne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer
ve siz gerçekten O'na götürülüp toplanacaksınız. (Enfal Suresi, 24)
Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'in çağrı ve öğütleri herhangi bir insanın çağrısı
gibi değildir. Bu çağrılara uymak, insanın dünyada ve ahirette kurtuluşu
demektir. Peygamberimiz (sav)'in her çağrısında insanı kötülüklerden, zulümden,
karamsarlıktan, azaptan kurtaracak hikmetler vardır. Peygamberimiz (sav)'in her
öğüdünde Allah'ın ilhamı ve koruması olduğu için, samimi bir Müslüman bu
öğütlere gönülden teslim olarak, hidayet bulur.
Peygamberimiz (sav)'in günümüze ulaşan sözlerinde onun müminlere verdiği güzel
öğütler de bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi sahabesi Muaz (r.a)'a verdiği
öğüttür. Ona şöyle söylediği aktarılır:
"Muaz! Sana Allah'tan korkmanı, sözün doğrusunu söylemeni, sözünde durmanı,
emaneti yerine getirmeni, hıyanetten uzak kalmanı, komşu hakkını korumanı,
yetime acımanı, tatlı sözlülüğü, bol bol selam vermeni, işin iyisini yapmanı, az
tamahkarlığı, imana sarılmanı, Kuran'ı derinliğine anlamanı, ahiret sevgisini,
hesaptan korkmanı, tevazu kanatlarını indirmeni tavsiye ederim.
Muaz! Seni hikmet sahiplerine sövmekten, doğru söyleyene yalan söylemekten,
günahkara boyun eğmekten, adaletli bir hükümdara baş kaldırmaktan, yeryüzünde
fesat çıkarmaktan men ederim.
Muaz! Sana her taşın, ağacın ve duvarın yanında nerede olursan ol Allah'tan
korkmanı işlediğin her günahın ardından gizlisine gizli, aleni olanına da aleni
tevbe etmeni tavsiye ederim."18
Peygamber Efendimiz, yakınlarını ve Müslümanları böyle eğitmiş ve onları her
zaman güzel huylu olmaya çağırmıştır.
Peygamberimiz (sav) konuşmalarında daima Allah'ı tesbih ederdi
Peygamberimiz (sav), Allah'ın "
Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir et" (İsra
Suresi, 111) ayetiyle bildirdiği emrine uygun olarak bir konuyu anlatırken,
müminlere öğüt verirken, insanlara seslenirken veya dua ederken, hep Rabbimizi
en yüce ve en güzel isimleri ile anar, O'nun gücünü, üstünlüğünü ve büyüklüğünü
zikrederdi. Allah, Peygamberimiz (sav)'e, insanlara nasıl hitap etmesi
gerektiğini şu ayetlerle bildirmiştir:
De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden
mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin
elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin. Geceyi gündüze
bağlayıp-katarsın, gündüzü de geceye bağlayıp-katarsın; diriyi ölüden çıkarırsın,
ölüyü de diriden çıkarırsın. Sen, dilediğine hesapsız rızık verirsin." De ki: "Sinelerinizde
olanı -gizleseniz de, açığa vursanız da- Allah bilir. Ve göklerde olanı da,
yerde olanı da bilir. Allah, herşeye güç yetirendir." (Al-i İmran Suresi,
26-27-29)
De ki: "
Hüküm yalnızca Allah'ındır. O, doğru haberi verir ve O, ayırt
edenlerin en hayırlısıdır." (Enam Suresi, 57)
De ki: "Ey insanlar, ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim.
Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur. O'ndan başka ilah yoktur, O diriltir
ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve ümmi peygamber olan elçisine iman edin. O da
Allah'a ve O'nun sözlerine inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete ermiş
olursunuz. (Araf Suresi, 158)
De ki: "Rabbimin sözleri(ni yazmak) için deniz mürekkep olsa ve yardım için bir
benzerini (bir o kadarını) dahi getirsek, Rabbimin sözleri tükenmeden önce,
elbette deniz tükeniverirdi. (Kehf Suresi, 109)
De ki: O Allah, birdir. Allah, Samed'dir (herşey O'na muhtaçtır, daimdir, hiçbir
şeye ihtiyacı olmayandır). O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Ve hiçbir şey
O'nun dengi değildir. (İhlas Suresi, 1-4)
Peygamberimiz (sav), bir Müslümana öğüt verirken de ona önce Allah'ın yüceliğini
hatırlatmış ve şöyle demiştir:
"Allah'tan başka ilah yoktur, o tektir, şeriksizdir. Arz ve semanın mülkü O'na
aittir. Bütün hamdler O'nadır, O herşeye kadirdir." de... Taşlanmış şeytandan
Allah'a sığın."19
Peygamber Efendimizin her halini, ahlakını ve takvasını kendisine örnek edinen,
Kuran'a ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uyan her müminin konuşması da,
insanlara Allah'ı, O'nun gücünü ve büyüklüğünü hatırlatan, daima Allah'a çağıran,
insanlara Allah'ı sevdiren ve O'ndan korkup sakınmalarına vesile olan bir
üslupta olmalıdır. Müminin her konuşmasında Allah'ı unutmadığı, her zaman
Rabbimize yöneldiği belli olmalıdır.
Peygamberimiz (sav), müminlere her zaman Allah'ı sevmelerini ve kendisini de
Allah'ı sevdikleri için sevmelerini öğütlemiştir. Bir hadiste şöyle
bildirilmektedir:
"Size vermekte olduğu nimetlerinden ötürü Allah'ı sevin, beni de Allah beni
sevdiği için seviniz."20
Peygamberimiz (sav) bir "Müjdeleyici" idi
Allah "Ey Peygamber, gerçekten Biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir
uyarıcı olarak gönderdik" (Ahzab Suresi, 45) ayetinde Peygamberimiz (sav)'in bir
müjde verici ve uyarıcı olduğunu bildirmektedir. Peygamberimiz (sav), insanları
hem cehennem azabına karşı uyarıp korkutmuş, hem de onları dünyada iyilerin
daima üstün geleceği, ahirette ise sonsuz cennet hayatı ile müjdelemiştir.
Peygamberimiz (sav)'in bu özelliği Kuran ayetlerinde şöyle bildirilir:
Şüphesiz Biz seni bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak, hak (Kuran) ile gönderdik.
Sen cehennemin halkından sorumlu tutulmayacaksın. (Bakara Suresi, 119)
Biz onu (Kuran'ı) hak olarak indirdik ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir
müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik. (İsra Suresi, 105)
Gerçekten o (Kuran), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir. Onu Ruhu'l-emin
indirdi. Uyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir). (Şuara
Suresi, 192-194)
Biz seni ancak bütün insanlara bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik.
Ancak insanların çoğu bilmiyorlar. (Sebe Suresi, 28)
Peygamberimiz (sav)'i örnek alarak onun sünnetine uyanlar da onun gibi insanları
uyaran ve onlara müjdeler veren kişiler olmalıdırlar. Nitekim Peygamberimiz (sav)
de ümmetine müjde verenlerden olmalarını şöyle buyurmuştur:
"Kolaylaştırın, güçleştirmeyin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle iyi
geçinin, ihtilafa düşmeyin."21
Müjde vermek, müminlerin şevk ve heyecanlarını artırır, yaptıkları salih
amellerde daha gayretli ve başarılı olmalarına vesile olur. Yaptığı işi,
karşılığını cennette bir güzellik olarak alacağını umarak yapan kişi, elbette ki
işini monotonluk içinde, bir alışkanlıkla veya mecburiyetten yapan kişiden çok
daha farklı bir ruh hali ve tavır içinde olacaktır. Allah, bu nedenle
Peygamberimiz (sav)'e "Müminleri hazırlayıp-teşvik et" (Nisa Suresi, 84)
şeklinde buyurmuştur.
Allah bir başka ayetinde ise, "Müminlere müjde ver; gerçekten onlar için
Allah'tan büyük bir fazl vardır" (Ahzab Suresi, 47) şeklinde bildirir. Allah'ın
emrine ve Peygamberimiz (sav)'in ahlakına uyan her mümin, tüm Müslümanları
müjdelemek ve onları teşvik ederek şevklendirmekle sorumludur. Olumsuz
konuşmalar yapmak, kolay olan işleri zor gibi gösterip müminleri yıldırmaya
çalışmak, güzellikleri, Allah'ın Kuran'da verdiği müjdeleri unutturarak
Müslümanları gaflete sürüklemek Müslümanca bir tavır değildir. Kuran ahlakına
uygun olan, Peygamberimiz (sav) gibi, Allah'ın Müslümanlara vaat ettiği
güzellikleri sık sık hatırlatmak ve onları hep canlı ve şevkli tutmaktır.
Peygamberimiz (sav)'e müjdelemesi emredilen konulardan biri Allah'ın günahları
bağışlayan olmasıdır:
... De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın
rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O,
bağışlayandır, esirgeyendir." (Zümer Suresi, 53)
Bizim ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde, onlara de ki: "Selam olsun
size. Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı ki, içinizden kim bir cehalet sonucu
bir kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini) ıslah ederse şüphesiz, O,
bağışlayandır, esirgeyendir." (Enam Suresi, 54)
Diğer bir müjde konusu ise cennettir:
De ki: "Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar için
Rablerinin katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler,
tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah, kulları hakkıyla görendir." (Al-i
İmran Suresi, 15)
Peygamberimiz (sav), kavmine kendisinin
de bir insan olduğunu hatırlatmıştır
Inkar edenlerin temel özelliklerinden biri, kibirleridir. Bu kibirleri nedeniyle
Allah'ın elçilerine itaat etmeyi reddetmişler ve itaat etmemek için türlü
bahaneler öne sürmüşlerdir. Bu bahanelerinden biri ise, elçilere ancak insanüstü
bir varlık olurlarsa itaat edeceklerini söylemeleridir. Peygamberimiz (sav) ise
kavmine, kendisinin Allah'a kul olan bir insan olduğunu, onların bu
beklentilerinin yersiz olduğunu ve kurtuluşa ermek için Allah'a yönelmelerini
söylemiştir. Bu konudaki Kuran ayetlerinde Allah, Peygamberimize şunları
söylemesini emretmiştir:
De ki: "Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana
sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı
umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak
tutmasın." (Kehf Suresi, 110)
De ki: "Eğer yeryüzünde (insan değil de) tatmin bulmuş yürüyen melekler olsaydı,
Biz de onlara gökten elçi olarak elbette melek gönderirdik." De ki: "Benimle
aranızda şahid olarak Allah yeter; kuşkusuz O, kullarından gerçeğiyle
haberdardır, görendir." (İsra Suresi, 95-96)
Peygamberimiz (sav), kavmine kendisinin de Müslüman olmakla ve Allah'a itaat
etmekle emrolunduğunu ve kendisinin sadece uyarmakla sorumlu olduğunu, inkar
edenlerin tavırlarından sorumlu tutulmayacağını da bildirmiştir. Bunu haber
veren ayetler şöyledir:
(De ki:) "Ben, ancak bu şehrin Rabbine ibadet etmekle emrolundum ki, O, burasını
kutlu ve saygıdeğer kıldı. herşey O'nundur. Ve Müslümanlardan olmakla emrolundum."
"Ve Kuran'ı okumakla da (emrolundum). Artık kim hidayete gelirse, kendi nefsi
için hidayete gelmiştir; kim sapacak olursa, de ki: "Ben yalnızca
uyarıcılardanım." Ve de ki: "Allah'a hamdolsun, O size ayetlerini gösterecektir,
siz de onları bilip tanıyacaksınız." Senin Rabbin, yaptıklarınızdan gafil
değildir. (Neml Suresi, 91-93)
Peygamberimiz (sav) Müslümanların üzerlerindeki zorlukları kaldırmıştır
Peygamberimiz (sav) yukarıda sayılan özellikleri ile, müminlerin üzerlerinden
yük almış, onların akıl erdiremeyecekleri veya zorlukla yapacakları işlerde
onlara yol göstermiştir. Bunun yanında, insanların bir kısmı kendi kendilerine
zulmetmeye, kendilerine zorluk çıkarmaya, kendi akıllarından kurallar çıkarıp,
bu kurallara uyduklarında kurtuluş bulacaklarına inanmaya çok yatkındır. Tarih
boyunca dinlerin tahrif edilmesinin altında yatan nedenlerden biri de insanların
bu özelliğidir. Birçok topluluk, dinde olmayan kurallar uydurmuş, bunlara
uyulduğunda da takva olacaklarına kendilerini ve insanları inandırmışlardır.
Peygamberimiz (sav)'in en önemli vasıflarından biri ise, insanlar üzerindeki bu
kendi elleriyle oluşturdukları zorlukları kaldırmaktır. Allah bir ayetinde
Peygamberimiz (sav)'in bu özelliğini şöyle bildirir:
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi
haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği)
emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri
haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona
inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen
nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır. (Araf Suresi, 157)
Ayette bildirilen "ağır yük" ve "zincirler" insanların üzerlerindeki
zorluklardır. Peygamberimiz (sav) ise hem hayatı ile onlara örnek olup, hem de
ayette bildirildiği gibi onları iyiliğe davet edip, kötülüklerden sakındırarak,
insanların üzerlerinden zorlukları kaldırmıştır.
Peygamberimiz (sav)'in en güzel örnek olduğu konulardan biri de takvası yani
sadece Allah'ın rızasını gözeten tavrıdır. Peygamberimiz (sav) sadece Allah'tan
korkup sakındığı ve hiçbir zaman insanların hevalarına uymadığı için daima en
doğru yolda olmuştur. Kuran ahlakının bu özelliği insan için büyük bir kolaylık
ve güzelliktir. İnsanları memnun etmeye, kendini onlara beğendirmeye çalışan,
hem Allah'ın hem de insanların rızasını arayarak, takdir ve övgü peşinde koşan
kişiler için her yaptıkları iş büyük bir ağırlıktır. Böyle insanlar hem
içlerinden geldiği gibi, samimi, özgür düşünüp davranamazlar, hem de her insanı
aynı anda memnun edemeyecekleri için aradıkları övgü ve takdiri de bulamazlar.
En küçük bir hatalarında bile paniğe kapılır, gözüne girmeye çalıştıkları
kişilerin hoşnutsuz olduklarını gördüklerinde onların saygı ve güvenini kaybetme
korkusunu taşırlar.
Oysa, sadece Allah'ın rızasını gözeten, sadece Allah'tan korkup sakınan
Müslümanlar hiçbir zaman başaramayacakları ve onlara dünyada ve ahirette sıkıntı
ve kayıp getirecek bir yükün altına girmezler. Hiçbir zaman insanların
hoşnutluğu, ne düşündükleri, ayıplayıp kınamaları gibi konularda hesap yapmazlar.
Bu nedenle her zaman rahat ve huzurludurlar. Bir hataları olduğunda da bunun
hesabını sadece Allah'a vereceklerini, sadece Allah'tan bağışlanma dilemeleri
gerektiğini bildikleri için yine bir sıkıntı ve endişe içinde olmazlar.
İşte Peygamber Efendimiz hem sözleri hem de hali ile müminlere ihlasla yaşamayı
öğretmiş ve bütün insanlık için ağır bir yük olan "insanların rızasını gözetmeyi"
onların sırtından almıştır. Elbette bu, Peygamberimiz (sav)'in inananların
üzerinden kaldırdığı zorluklardan yalnızca biridir. Hz. Muhammed (sav), bu
şekilde dünyada ve ahirette hayır ve güzellik getirecek pek çok konuda tüm
Müslümanlara örnek olmuştur.
Allah, ihlaslı bir insanla, Allah'a eş ve ortaklar koşan kimsenin bir
olmayacağını ayette şöyle bildirmektedir:
Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve
geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir
kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah'ındır.
Hayır onların çoğu bilmiyorlar. (Zümer Suresi, 29)
Peygamberimiz (sav)'in, müminlerin üzerlerinden kaldırdığı tek zorluk şirk
değildir. Peygamberimiz (sav), insanlara güç gelen, onlara sıkıntı veren her
türlü zorluğu kaldırmış, onları en kolay ve en güzel olana çağırmış ve herşeyin
çözümünü göstermiştir. Bu nedenle Peygamber Efendimizin sünnetine uyanlar,
huzurlu ve kolay bir hayat yaşarlar. Peygamberimiz (sav)'in bu konudaki hadis-i
şeriflerinden bazıları şöyledir:
"... Sen, yakini bir imanla, tam bir rıza ile Allah için çalışmaya muktedir
olabilirsen çalış; şayet buna muktedir olamazsan, hoşuna gitmeyen şeyde sabırda
çok hayır var. Şunu da bil ki nusret sabırla birlikte gelir, kurtuluş da
sıkıntıyla gelir, zorlukta da kolaylık vardır, bir zorluk iki kolaylığa asla
galebe çalamayacaktır."22
"Zorluk gelip şu kayanın içine girse mutlaka kolaylık peşinden gelip içeri girer
ve oradan zorluğu çıkarır."23
Peygamber Efendimiz müminlere çok düşkün ve şefkatliydi
Peygamber Efendimiz çok içli, şefkatli, anlayışlı, sevgi dolu bir insandı.
Dostlarının, yakınlarının, kendisine tabi olan tüm müminlerin maddi ve manevi
her türlü sorunu ile ilgilenir, sağlıkları, güvenlikleri, neşeleri için tüm
tedbirleri alır, onlara koruyucu kanatlarını gerer, imanlarını ve takvalarını
sürekli takviye ederek ahiret hayatlarını düşünürdü. Peygamberimiz (sav)'in bu
tüm insanlığa örnek olan güzel özellikleri ayetlerde şöyle bildirilmektedir:
Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O'nun gücüne giden, size pek düşkün,
müminlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir. (Tevbe Suresi, 128)
"Ve müminlerden, sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını ger." (Şuara Suresi,
215)
Peygamberimiz (sav)'in eğittiği müminler de onun güzel özelliklerini kendilerine
örnek aldıkları için, Kuran'da da zikredilerek tüm insanlığa duyurulan
fedakarlıklarda, şefkatli ve merhametli tavırlarda bulunmuşlardır. Bir ayette
müminlerin birbirleri için yaptıkları fedakarlık şöyle anlatılır:
Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine)
yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı
içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç)
olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve
bencil tutkularından' korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr
Suresi, 9)
Peygamberimiz (sav)'in eğittiği ve Kuran ayetlerine gönülden bağlı müminler,
esirlere karşı dahi koruyucu tavırlar göstermişlerdir. Onların bu örnek
ahlakları ayetlerde şöyle bildirilir:
Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire
yedirirler. "Biz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne
bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür. Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün
nedeniyle Rabbimizden korkuyoruz." (İnsan Suresi, 8-10)
Peygamber Efendimiz ashabına da merhametli olmalarını hatırlatmış ve onlara en
güzel örnek olmuştur:
"Merhamet edin, merhamet olunasınız. Af edin, af olunasınız. Yazık, laf ebesi
olanlara. Yazık günahlarına bilerek devam edip, istiğfar etmeyenlere."24
"Merhamet etmeyene merhamet edilmez."25
"Allah refikdir (merhametli ve şefkatli), rıfkı sever ve rıfka mükabil verdiğini
başka hiçbir şeyle vermez."26
Peygamberimiz (sav)'in müminler için bağışlanma dilemesi ve dua etmesi
Peygamberimiz (sav)'in müminlere olan sevgisinin ve düşkünlüğünün bir sonucu
olarak, onların hataları için Allah'tan bağışlanma dilemiştir. Allah'ın
Peygamberimize bu konudaki emirleri ise şu şekildedir:
Ey Peygamber, mümin kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık
yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir
iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru olan bir çocuğu kocalarına dayandırmamak),
ma'ruf (iyi, güzel ve yararlı bir iş) konusunda isyan etmemek üzere, sana biat
etmek amacıyla geldikleri zaman, onların biatlarını kabul et ve onlar için
Allah'tan mağfiret iste. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Mümtehine
Suresi, 12)
Şu halde bil; gerçekten, Allah'tan başka ilah yoktur. Hem kendi günahın, hem
mü'min erkekler ve mü'min kadınlar için mağfiret dile. Allah, sizin
dönüp-dolaşacağınız yeri bilir, konaklama yerinizi de. (Muhammed Suresi, 19)
"
Böylelikle, senden kendi bazı işleri için izin istedikleri zaman,
dilediklerine izin ver ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah,
bağışlayandır, esirgeyendir." (Nur Suresi, 62)
Allah Tevbe Suresi'nde ise, Peygamberimiz (sav)'e müminler için dua etmesini
şöyle bildirmektedir:
Onlara dua et. Doğrusu, senin duan, onlar için 'bir sükûnet ve huzurdur.'
Allah işitendir, bilendir. (Tevbe Suresi, 103)
Ayette bildirildiği gibi Peygamberimiz (sav)'in duası müminler için bir sukunete
ve huzura vesile olmaktadır. Şunu hiç unutmamak gerekir ki, kalbe huzur ve
sukunet veren sadece Allah'tır. Allah, müminlerin velisi, koruyucusu olarak
vekil kıldığı peygamberinin duasını müminlerin rahatlığı, huzuru için vesile
etmektedir. Rabbimizin şefkati, merhameti, müminleri esirgeyen ve koruyan olması
Peygamberimiz (sav)'in ahlakında en fazlasıyla tecelli etmektedir.
Peygamber Efendimiz bir sözlerinde müminlere dua hakkında önemli bir konuyu
şöyle hatırlatmışlardır:
"İcabetten emin olarak Allah'a dua edin."27
Peygamberimiz (sav)'in, Müslümanların menfaati için aldığı sadakalar onların
temizlenmesine vesile olmuştur
Allah, Tevbe Suresi'nin 103. ayetinin başında, "Onların mallarından sadaka al,
bununla onları temizlemiş, arındırmış olursun
" şeklinde buyurmaktadır. Yani
Allah çok sevgili kulu olan Peygamberimiz (sav)'in, Müslümanların menfaati için
aldığı sadakaları vesile ederek, müminleri temizleyip arındıracağını
bildirmektedir. Peygamber Efendimiz Allah'ın elçisidir ve her sözünde ve her
tavrında Rabbimizin emirlerine ve gösterdiği yola uymaktadır. Peygamberimiz (sav)'in
güzel ahlakının ve üstün tavrının kaynağı, onun şirk koşmadan, başka bir yol
gösterici ve ilah aramadan, her zaman Allah'a yönelmesidir. Allah'ın kendisine
buyurduğu her emri yerine getirdiği için, tüm alemlere örnek, eşsiz güzellikte
bir ahlak ve tavır kazanmaktadır.
Bu gerçek, bütün Müslümanlar için yol gösterici olmalı ve inananlar, sadece
Allah'ın vahyi olan Kuran'a uyarak ve Peygamberimiz (sav)'in öğrettiği güzel
ahlakı yaşayarak, tüm alemlere örnek bir tavır ve ahlak göstermelidirler.
Peygamberimiz (sav) müminlerle istişare ederdi
Peygamberimiz (sav) Allah'ın emrine uyarak, müminlerle istişare eder, onların
fikirlerini alırdı. Bu konunun emredildiği ayet şöyledir:
Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla
müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül
edenleri sever. (Al-i İmran Suresi, 159)
Peygamberimiz (sav), müminlerin de fikirlerini aldıktan sonra, kararını verir ve
sonucu için Allah'a tevekkül ederdi. Unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek,
alınan kararların hepsinin Allah katında önceden belli olduğudur. Allah kaderde
her kararı, her kararın sonucunu belirlemiştir. Bir konu hakkındaki istişare ve
sonra konuyu bir hükme veya sonuca bağlamak ise müminler için bir ibadettir.
Peygamberimiz (sav) bu gerçeği bilerek, müminlere danışmış, kararını vermiş
ancak kararın sonucu için Allah'a güvenerek, Allah'ın en hayırlı sonucu
yaratacağını bilmiştir.
İstişare etmek müminler için de güzel ve hayırlı sonuçlar getirebilecek bir
tavırdır. Herşeyden önce, istişare eden kişi tevazulu davranarak güzel ahlak
göstermektedir. Örneğin Peygamberimiz (sav) ümmetinin içinde en fazla akla sahip,
en basiretli ve en ferasetli olan kişidir. Buna rağmen çevresindekilere
danışması, onların fikirlerini öğrenmesi, onların bir konuya getirecekleri
çözümlerin neler olacağını sorması, onun ne kadar alçakgönüllü bir insan
olduğunun göstergesidir.
Müminler de, her konuda tevazu gösterip, "bunu benden iyi zaten kimse bilemez"
demeden, diğer kişilere danıştıklarında bunun hayır ve güzelliklerini pek çok
açıdan göreceklerdir. Böylelikle Peygamber Efendimizin bir tavrını uygulayıp ona
benzeyecekler, müminlere gösterdikleri tevazu ve saygı nedeniyle de Allah'ın ve
müminlerin sevgisini kazanacaklardır. Bütün bunların yanısıra akıllarını
beğenmek gibi bir beladan uzak durmuş olacaklardır. Ayrıca Allah Kuran'da, "
Ve
her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır" (Yusuf Suresi, 76)
şeklinde bildirmektedir. Dolayısıyla insan sadece kendi aklına güvenmeyip,
başkalarının akıl, düşünce ve bilgi birikimlerinden faydalandığında, çok daha
iyi sonuçlar elde edebilir. Tek akıl yerine, danıştığı kişi sayısınca, örneğin
10 akla sahip olur. Peygamberimiz (sav), müminlere birbirleri ile istişare
etmelerini şöyle hatırlatmıştır:
"Kim bir işe girişmek ister de o hususta Müslüman biri ile müşavere ederse Allah
onu işlerin en doğrusunda muvaffak kılar."28
Allah'ın Kuran'da insanlar için gösterdiği her yol ve Peygamberimiz (sav)'in
üzerinde gördüğümüz her tavır bizim için en hayırlısı ve en güzelidir. İstişare
etmek bunlardan biridir. Bu nedenle Allah'ın emirlerini çok iyi bilmek ve
Peygamber Efendimizi çok iyi tanımak, ibadetlerimizi en güzeliyle yerine
getirmek ve en güzel ahlaka sahip olmak için çok önemlidir.
Allah, Peygamberimiz (sav)'e
ün ve şeref vermiştir
Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi? (Inşirah Suresi, 4)
Yukarıdaki ayette de belirtildiği gibi, Peygamberimiz (sav), Allah'ın izniyle
hem yaşadığı dönemde hem de vefatından sonra bütün insanlarca tanınmıştır.
Vefatından 1400 yıl sonra dahi tüm dünyaca tanınmakta ve bilinmektedir. 1400
yıldır, milyarlarca insan Peygamberimiz (sav)'e sevgi ve saygı ile bağlanmış,
onu görmediği halde ona çok yakın olmuş, cennette onunla sonsuza kadar birlikte
olmak için dua etmiştir ve etmektedir.
Allah Kuran'da Peygamberimiz (sav) ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:
"Hiç şüphesiz o (Kuran), şerefli bir elçinin kesin sözüdür." (Hakka Suresi, 40)
Allah Kuran'da Hz. Nuh, Hz. İlyas, Hz. Musa ve Hz. Harun gibi birçok peygamberin
de hayırlı ve şerefli isimleri olduğunu bildirmektedir. İnsanların büyük bir
bölümü hayatları boyunca ün ve şeref peşinde koşarlar. Bunun için hırs yapar,
geçici olan dünya nimetlerine kendilerini kaptırırlar. Ya da kibirlenerek
şımarırlar. Şeref peşinde koşarken, şeref ve onurlarını kaybetmiş olurlar.
Oysa ün ve şeref bir insana ancak Allah katından verilir. Ve Allah bir insana
şerefin Kuran ahlakının yaşanması ile geldiğini bildirmektedir. Bir ayette şöyle
buyrulmaktadır:
Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız,
gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya uğrardı. Hayır,
Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar
kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar. (Müminun Suresi, 71)
Bir insanın dünya hayatında onurlu ve şerefli bir yaşam sürmesinin tek yolu
Allah'ın vahyi olan Kuran'a ve Peygamberimiz (sav)'in üstün ahlakına uymasıdır.
Bunların dışındaki yolların insanlara dünyada da ahirette de kayıptan başka bir
şey getirmeyeceği açık ve kesin bir gerçektir.
Peygamberimiz (sav)'in ince düşünceli ve nezaketli olması
Peygamberimiz (sav)'in döneminde çevresinde bulunan insanların bazılarının görgü
ve kültür seviyeleri düşüktü. Bu kişilerin ince düşünceli olmadıkları,
rahatsızlık verebilecek tavırları hesaplayamadıkları bazı ayetlerden
anlaşılmaktadır. Örneğin evlere ön kapılarından değil de arka kapılarından
girdikleri, Peygamberimiz (sav)'in evine yemek saatinde geldikleri ya da uzun
uzun konuşup Peygamber Efendimizin vaktini aldıkları ayetlerde bildirilmektedir.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ise, son derece ince düşünceli, nezaketli,
sabırlı, bu kişilere hoşgörü ile yaklaşan, içli ve çok medeni bir insandır.
Çevresindeki kişilerin rahatsızlık verici tavırlarını her zaman güzellikle
uyarmış, onların gönüllerini almış ve büyük bir sabır ve emekle onları
eğitmiştir. Ve bu ahlakıyla da tüm müminlere çok güzel bir örnek olmuştur.
Sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan Rabbimiz, Peygamberimiz (sav)'e bu konuda
da yardımcı olmuş, onu ayetleri ile desteklemiştir. Bu konudaki ayetlerden biri
şöyledir:
Ey iman edenler (rastgele) Peygamberin evlerine girmeyin, (Bir başka iş için
girmişseniz ille de) yemek vaktini beklemeyin. (Ama yemeğe) çağrıldığınız zaman
girin, yemeği yiyince dağılın ve (uzun) söze dalmayın. Gerçekten bu, peygambere
eziyet vermekte ve o da sizden utanmaktadır; oysa Allah, hak (kı açıklamak)tan
utanmaz. (Ahzab Suresi, 53)
Sahabelerin birçok rivayetinde de Peygamber Efendimizin nezaketli, ince
düşünceli tavırlarına örnek verilmektedir. Peygamber Efendimiz, hem bir
peygamber olması, hem de bir devlet başkanı olması itibariyle, her kesimden
insanla sürekli irtibat halinde olmuş; devlet ve kabile reislerinden zengin
kimselere, fakir, zayıf, kimsesiz yetimlerden kadın ve çocuklara kadar herkesle
görüşmüştür. Tüm bu sosyal yapıları, yaşayış tarzları, huyları, alışkanlıkları
birbirinden tamamen farklı olan insanlarla, her alanda iyi bir diyalog kurmuş,
hepsinin gönlünü hoş tutmuş, her birine karşı nezaketli, anlayışlı, sabırlı ve
güzel bir tavır göstermiştir.
Peygamber Efendimizin çevresinde bulunan yakın sahabelerinin aktardıkları
olaylardan da anlaşıldığı gibi Peygamber Efendimiz, "son derece nazik, nezih,
zarif, latif ve ince düşünceli" idi. Edep, terbiye ve görgü kurallarını
hayatında en güzel ve en ideal şekliyle uyguluyordu.
Hz. Ayşe (ra), "Resulullahtan daha güzel ahlâka sahip hiç kimse yoktur.
Ashabından ve ailesinden birisi kendisine seslenince, 'Buyurun' diye karşılık
verirdi. Bu sebeple Allah, ona, 'Sen yüksek bir ahlâk üzeresin' buyurmuştur"29
diyerek Peygamber Efendimizde gördüğü güzel ahlakı anlatmıştır.
Peygamber Efendimizin evinde yetişen ve yıllarca ona hizmet eden Hz. Enes (ra),
Peygamberimiz (sav)'in eşsiz nezaketini şöyle anlatmıştır:
"Kendisine bir şey soranı can kulağıyla dinler, soruyu soran yanından
ayrılmadıkça, onu terk etmezdi. Resulullah ile bir kimse tokalaşırsa veya bir
kimse tokalaşmak için elini uzattığında, karşısındaki kişi elini çekmeden
Resulullah elini çekmezdi. Biriyle yüz yüze gelince de, karşısındaki, yüzünü
çevirip ayrılmadıkça Resulullah o kimseden yüzünü çevirmezdi. Önüne oturan
kimseye hiçbir zaman ayaklarını uzatmazdı. Karşılaştığı kimseye önce kendisi
selâm verirdi. Ashabıyla tokalaşmaya önce kendisi başlardı."
"Sahabîlerine güzel unvanlar verirdi. Hz. Ali'ye 'Ebû Turab', bir başka
Sahabîsine 'Ebû Hüreyre' gibi lâkaplar vermişti. Onlara şeref kazandırmak için,
hoşlarına giden isimle çağırırdı."
"Kimsenin sözünü kesmezdi. Konuşmasını yarıda bırakmazdı. Konuştuğu kişi sözünü
bitirmeden yahut gitmek üzere ayağa kalkmadan sohbetine devam ederdi.
"Resul-i Ekrem'e on sene hizmet ettim. Vallahi, bana 'Öf' bile demedi. Yapmakta
geciktiğim veya yapmadığım bir emrinden dolayı beni azarlamadığı gibi,
ailesinden azarlayan olursa, onlara da, 'Ona dokunmayın. Bu işi yapması takdir
edilmiş olsaydı yapardı' buyururdu."
"Bir gün bir iş için bir yere gitmemi emir buyurdu. Huzurlarından çıktıktan
sonra sokakta birkaç çocuğun oynadığını gördüm ve onları seyretmeye daldım.
Derken arkadan birisi iki eliyle başımı tuttu. Döndüğümde baktım ki, kendisi.
Gülüyor. Bana: 'Enesçiğim sana söylediğim yere gittin mi?' dedi.
'Hayır, daha gitmedim, gideceğim' dedim.
'Ben ona senelerce hizmet ettim. Vallahi bir defa olsun yaptığım bir iş için 'Niçin
yaptın?', yapmadığım bir iş için 'Niçin yapmadın?' dediğini hatırlamıyorum."30
Peygamberimiz (sav) hayatı boyunca binlerce insanı eğitmiş, dini, güzel ahlakı
bilmeyen insanların güzel tavırlı, ince düşünceli, fedakar, üstün ahlaklı
insanlar olmalarına vesile olmuştur. Kendisinden sonra da sözleri, tavrı ve
ahlakı ile milyonlarca insanın eğitimine vesile olan Peygamberimiz (sav), çok
hayırlı bir yol gösterici ve eğiticidir.
Allah Peygamberimiz (sav)'i her zaman korumuştur
Allah, Peygamberimiz (sav)'in ve tüm müminlerin yardımcısı ve koruyucusudur.
Allah, Peygamberimiz (sav)'e her zaman yardım etmiş, onun için zorlukları
kolaylıklara çevirmiş, yolunu açmış, onu maddi ve manevi olarak güçlendirmiş,
salih müminlerle desteklemiş, düşmanlarının ise basiretlerini kapatarak,
güçlerini alarak, tuzaklarını bozarak Peygamberimiz (sav)'e zarar vermelerini
engellemiştir. Allah Tevbe Suresi'nde, Peygamberimiz (sav)'in yardımcısı
olduğunu şöyle bildirir:
Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir
(Tevbe
Suresi, 40)
Ayette bildirildiği gibi, Peygamberimiz (sav) hiçbir zaman başkalarına muhtaç
olmamış, Allah ona her zaman yardım etmiştir. Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'in
yanında bulunan hiç kimse yaptığı hizmet veya yardımlardan dolayı Peygamber
Efendimizi minnet altında bırakamaz. Çünkü gerçekte Peygamberimiz (sav)'e yardım
eden Allah'tır ve o kişi olmasa da Allah başka bir insanı, meleklerini veya
cinleri vesile edip Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'e yardım eder.
Allah bir başka ayetinde ise, Peygamberimiz (sav)'e insanlardan korkmadan büyük
bir cesaretle, hak olarak bildiği dini, insanlara tebliğ etmesini bildirmiş ve
onu koruyacağını vaad etmiştir. Ayette şöyle buyrulur:
Ey peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak
olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan
koruyacaktır. Şüphesiz, Allah, kafir olan bir topluluğu hidayete erdirmez. (Maide
Suresi, 67)
Allah'ın gücünü, olayların iç yüzünü kavrayamayan sığ ve dar görüşlü inkarcılar,
Peygamberimiz (sav)'e karşı üstün gelebileceklerini, onu korkutabileceklerini
veya etkisiz bırakabileceklerini sanmışlar ve bu nedenle sürekli tuzaklar
kurmuşlardır. Bu insanlar, Allah'ın Peygamberimiz (sav)'in üzerindeki
korumasının farkında değildirler ve bunu kavrayamamaktadırlar. Kendilerini
Peygamberimiz (sav)'den çok daha üstün ve güçlü zannetmişlerdir. Ancak Allah,
hepsinin biraraya gelerek kurdukları çok detaylı tuzakları bozmuş, hatta bir
mucize olarak kurdukları tuzakları kendi aleyhlerine döndürmüştür. Hiçbir
tuzakları işe yaramamıştır. Biraraya gelip tuzaklarını planlarken, Allah'ın
onları gördüğünü, işittiğini, içlerinden geçenleri okuduğunu anlayamayan,
Peygamberimiz (sav)'den gizleseler bile Allah'tan gizleyemeyeceklerini
kavrayamayan, Peygamberimiz (sav)'in tüm gücün sahibi olan Allah'ın sevgili kulu
ve dostu olduğunu düşünmeyen bu insanlar için Allah Kuran'da şöyle
bildirmektedir:
Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla,
tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir
karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin)
hayırlısıdır. (Enfal Suresi, 30)
Allah bir başka ayetinde ise, Peygamberimiz (sav)'e kimsenin zarar
veremeyeceğini, Allah'ın, Cibril'in ve salih müminlerin onun dostu, yardımcısı,
destekçisi olduğunu şöyle haber vermektedir:
Eğer sizler (Peygamberin iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü
kalbleriniz eğrilik gösterdi. Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya
kalkışırsanız, artık Allah, onun mevlasıdır; Cibril ve mü'minlerin salih olan(lar)ı
da. Bunların arkasından melekler de onun destekçisidirler. (Tahrim Suresi, 4)
Allah, Duha Suresi'nde ise Peygamberimiz (sav)'in üzerindeki yardım ve
nimetlerini şöyle bildirmiştir:
Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı. Şüphesiz senin için son olan, ilk olandan
(ahiret dünyadan) daha hayırlıdır. Elbette Rabbin sana verecek, böylece sen
hoşnut kalacaksın. Bir yetim iken, seni bulup da barındırmadı mı? Ve seni yol
bilmez iken, 'doğru yola yöneltip iletmedi mi? Bir yoksul iken seni bulup zengin
etmedi mi? (Duha Suresi, 3-8)
Peygamberimiz (sav), her işinde, en zor anlarında dahi Allah'ın kendisine yardım
edeceğini bilerek, tevekkül etmiş, korku ve endişeye kapılmamıştır. Yanındaki
müminlere de Allah'ın kendileri ile birlikte olduğunu, herşeyi görüp işittiğini
söylemiş, onların da sukunet içinde olmalarına vesile olmuştur.
Peygamber Efendimizi örnek alarak onun yolunu izleyenler de, Allah'ın
rahmetinden ve yardımından hiçbir zaman umut kesmemeli, Allah'ın rızasını,
rahmetini ve cennetini umarak hayırlarda yarıştıkları sürece Allah'ın daima
onların yanında olduğunu bilmelidirler. Allah bir ayetinde müminlere şöyle bir
vaadde bulunur:
Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah,
güçlü olandır, aziz olandır. (Hac Suresi, 40)
Peygamberimiz (sav)'in temizliğe verdiği önem
Kalp ve ahlak temizliği kadar beden, giysi, mekan ve yediği yiyeceklerin
temizliği de Müslümanların en belirgin özelliklerindendir. Bir Müslümanın
saçları, eli, yüzü, bedeninin her yeri daima tertemiz olur. Kıyafetleri de her
zaman temiz, bakımlı ve düzgündür. Çalıştığı veya yaşadığı mekanlar da her zaman
derli toplu, temiz, hoş kokulu, havadar ve ferahlık verici olur. Müminlerin bu
özelliklerine en güzel örnek yine Peygamberimiz (sav)'dir. Allah, bir surede
Peygamberimiz (sav)'e şöyle buyurmuştur:
Ey bürünüp örtünen, Kalk (ve) bundan böyle uyar. Rabbini tekbir et (yücelt)
Elbiseni temizle. Pislikten kaçınıp-uzaklaş. (Müddessir Suresi, 1-5)
Allah Kuran'da müminlere temiz olan şeylerden yemelerini bildirmiş,
Peygamberimiz (sav)'e de, temiz olan şeylerin helal olduğunu müminlere
bildirmesini söylemiştir:
"Ey elçiler, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin
" (Müminun Suresi, 51)
"Sana, kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar. De ki: "Bütün temiz şeyler
size helal kılındı." Allah'ın size öğrettiği gibi öğretip yetiştirdiğiniz avcı
hayvanlarının yakalayıverdiklerinden de -üzerine Allah'ın adını anarak- yiyin.
Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir." (Maide Suresi,
4)
Peygamberimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde de müminlere temiz olmayı şöyle
öğütlemiştir:
"Müslümanlık temizdir, kirsizdir. Siz de temiz olun, temizlenin, Zira cennete
temizler girer."31
Peygamberimiz (sav)'in duaları
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'in gece dua için kalktığı bildirilir.
Şu bir gerçek ki, Allah'ın kulu (olan Muhammed,) O'na dua (ibadet ve kulluk)
için kalktığında, onlar (müşrikler,) neredeyse çevresinde keçeleşeceklerdi. De
ki: "Ben gerçekten, yalnızca Rabbime dua ediyorum ve O'na hiç kimseyi (ve hiçbir
şeyi) ortak koşmuyorum." (Cin Suresi, 19-20)
Kuran'da birçok ayette Peygamberimiz (sav)'in dualarından bahsedilmektedir.
Peygamberimiz (sav) dualarında Allah'ı sıfatları ile anarak O'nu yüceltmiştir.
Peygamberimiz (sav)'in Kuran'da bildirilen dualarından biri şöyledir:
De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım,
dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz
kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç
yetirensin." (Al-i İmran Suresi, 26)
Peygamberimiz (sav) de, tüm diğer peygamberlerde olduğu gibi ins ve cin
düşmanlarının tehditi ve baskıları ile karşı karşıya kalmıştır. Onların bu
baskılarına karşı sabır ve dayanıklılık gösteren Peygamber Efendimiz'e, şeytanın
olumsuz telkinlerine ve manevi saldırılarına karşı Allah'tan şöyle yardım
istemesi emredilmiştir:
Ve de ki: "Rabbim şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım. Ve onların benim
yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım Rabbim." (Müminun Suresi, 97-98)
Peygamberimiz (sav)'e, dualarında Allah'tan bağışlanma dilemesi ve Rabbimizin
merhametini zikretmesi şöyle emredilmiştir:
Ve de ki: "Rabbim bağışla ve merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın."
(Müminun Suresi, 118)
Rivayetlerde ise, Peygamber Efendimizin Allah'a kendisine güzel bir ahlak ve iyi
bir huy vermesi için dua ettiği ve dualarında Allah'a şöyle yalvardığı
belirtilir:
"Allah'ım! Yaratılışımı ve ahlakımı güzelleştir. İlahi! Beni ahlakın
kötülerinden uzaklaştır."32
Allah'ın, "De ki: "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?
" (Furkan
Suresi, 77) ayetiyle de bildirdiği gibi dua müminler için çok önemli bir
ibadettir. İnsan, acz içinde, Allah dilemedikçe hiçbir şeye güç yetiremeyeceğini
bilerek, umarak ve korkup sakınarak, her konuda Allah'a yönelmeli, herşey için
O'na dua etmelidir. Peygamber Efendimizin ve Kuran'da duaları zikredilen diğer
peygamberlerimizin duaları müminler için en güzel örneklerdir. Onlar dualarında
hem Allah'a nasıl teslim olduklarını, Allah'ı tek dost ve yardımcı olarak
gördüklerini göstermişler, hem de Rabbimizi en güzel isimleri ile
yüceltmişlerdir. Peygamberlerimizin dualarında ayrıca hiç vakit gözetmeden, her
an dua ettikleri ve ihtiyaç içinde kaldıklarında hemen Rabbimize yöneldikleri
görülmektedir.